Bir varmışla başlar hayat. Daha gözümüzü bile açmadan basarız feryadı. İlk gözyaşımızla mutlu olur çevremizdekiler. Sesimizi ilk ağlayarak duyururuz dünyaya. Halbuki ne varda ağlarsak?
Bir varmışla başlarız yaşamaya. Bir yokmuş, iki yokmuş, üç yokmuş diye devam eder bitmek tükenmek bilmeyen isteklerimiz. Hâlbuki bedava yaşadığımız bu dünyadan ne istersek daha? Soluduğumuz hava bedava, içtiğimiz su bedava. Hiç faturasını ödüyorum diye söylenme içinden. Dünyada ki en değerli nimet su değil midir zaten? Demek ki en değerlisine sahip olacak kadar zenginmişiz. Gülümsemek bedava, kahkaha atmak bedava, hatta koşmak bile bedava. Peki neden oturup yakınırız hayattan? Demek ki ağlamakta şart olmuş bir yerde. Üzülmeyi ağlamayı bilmeseydik; mutluluğun ne anlamı kalırdı ki. Mutluluğun kıymetinin farkına nasıl varabilirdik ki.
Sevmek bedava arkadaşlar! Kendinizi sevmekle başlayın işe. “En mükemmelini” yani. Dört dörtlüğüz ya hepimiz, karşımızdakini dört üçlük görerek! Bırakın artık şu yakınmayı da, bedava hayatın tadını çıkartın. Hem de bedava kuyruğuna girmeden, sıra sizdeyken, siz hep birinci sıradayken, arkanızdaki sizi itmeden, tam sıra sendeyken öğle paydosuna girmeden ya da mesai bitmeden bedava hayatın tadını çıkarın… |